İçeriğe geç
Şehir Rehberi

Kucaktan İnmeyen Escort Melike

Teslim saatine son birkaç dakika kala sergi salonuna ulaşan Melike, eserini jüri üyelerinin karşısına çıkardı. Sunumunda yaşadığı kazayı ve sedef panonun kırıldıktan sonra pirinç tel ve mercanlarla kazandığı bu yeni ruhu anlattı. Jüri üyeleri, eserin üzerindeki bu özgün teknik restorasyona ve genç kızın pes etmeyen iradesine hayran kalarak çalışmayı birincilikle ödüllendirdi.

Mayıs ayının ortasında Boğaz’ın lacivert sularından Kanlıca kıyılarına doğru vuran nemli ve Ilık poyraz, Mihrabat Caddesi’nin asırlık çınar ağaçlarını sallayıp Yalı Sokak’ın dar, yosunlu taş basamaklarında uğuldayarak eserken; Melike kucağındaki ağır abanoz ağacı tablasını, kitre dolu ebru teknesini ve özel sedef kakma bıçaklarını düşürmemek için yokuşu güçlükle tırmanıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü son sınıf öğrencisi olan Melike, Antep’in kadim sedef işçiliği geleneğinden İstanbul’a, ebru sanatının dalgalı renk desenlerini abanoz ağacı ve okyanus sedefiyle buluşturarak heykelsi panolar üretme sevdasıyla gelmişti. Kanlıca’nın iç sokaklarında, tavanı rutubetten kararmış ve tahta zemininden rüzgâr sızan tek odalı bir ahşap çatı katında yaşıyor; akşamları sahildeki tarihi bir yoğurtçuda masaları temizleyip tepsi taşıyarak hem ev kirasını çıkarıyor hem de abanoz levhalar, gümüş teller ve deniz sedefleri için para biriktiriyordu.

O gün, hayatının seyrini değiştirecek uluslararası bir geleneksel el sanatları sergisinin eser teslim günüydü. Mihrabat Tepesi’nin hemen altındaki tarihi bir Boğaz yalısının bahçe galerisinde düzenlenecek "Boğaz’ın Renkleri ve Sedefin Işığı" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, ebru desenli kağıtları abanoz ağacı üzerine nakşedip gümüş teller ve okyanus sedefleriyle işlediği devasa "Kanlıca Yakamozu ve Mihrabat" panosunu jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem Japonya’daki Kyoto Uluslararası El Sanatları Akademisi’nde iki yıllık burslu uzmanlık eğitimi imkânı kazanacak hem de altı aydır biriken malzeme borçlarını tamamen kapatabilecekti. Günlerdir sedef törpülemekten parmak uçları su toplamış, ince detaylar yüzünden gözleri kan çanağına dönmüştü.

Ancak Yalı Sokak’ın en dik ve dar virajında ilerlerken, bahçe restorasyonu yapan bir peyzaj firmasından yola denetimsizce savrulan ağır bir mermer taşıma arabası Melike’nin üzerine doğru geldi. Anlık bir refleksle kenardaki tarihi taş duvara doğru sıçrayan Melike’nin ayağı, yağmurdan kayganlaşan Arnavut kaldırımında kaydı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki ahşap muhafaza kasası elinden fırlayarak merdiven basamaklarına çarptı. Kasadan fırlayan o narin ebru ve sedef kakma pano sert zemine vurarak çatırdayarak ikiye yarıldı; üzerindeki okyanus sedefleri söküldü, haftalarca ilmek ilmek işlediği gümüş tahrir hatları sokağın kenarındaki çamurlu su birikintisine saçıldı.

Melike, dizlerindeki çiziklerin ve ellerine batan taş çakıllarının acısını hissetmeden, çamurlu suyun içinde dağılan sedef parçalarına ve yarılan ahşap panosuna bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Kyoto hayalleri saniyeler içinde o kirli suyun içinde yok olup gitmişti. Ağlamaktan göğsü sıkışan genç kız, Kanlıca’nın bu rüzgârlı ve taş yokuşlu sokağında ne kadar çaresiz kaldığını felt etti.

O sırada sokağın hemen başındaki eski bir marangoz ve ahşap restorasyon atölyesinden çıkan, Kanlıca’nın elli yıllık emektar sedef ustası "Aram Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Melike’nin çaresizce sedef parçalarını toplamaya çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına ahşap tozu ve gomalak kokan önlüğünü örterek dumanı tüten kütük sobasının yandığı atölyesine götürdü.

Aram Usta, Melike’ye dumanı tüten bir bardak sıcak çay uzattıktan sonra yarılan abanoz panoyu inceledi. "Ahşap yarılır, sedef dökülür ama ustanın sabrı kaybolmaz kızım," dedi babacan bir sesle. "Eski Boğaz ustaları çatlayan sedef panoları çöpe atmazdı; yarığın arasına erimiş pirinç tel ile sıvı kızıl kehribar harcı akıtır, sökülen sedeflerin yerine kırık mercan taneleri çakarak o çatlağı eserin ana akıntı çizgisine dönüştürürlerdi. Ahşabın yarası, ona kendi ruhunu veren yerdir."

Aram Usta, raflardan erimiş pirinç telleri ve kızıl mercan parçalarını çıkardı. Melike, ustanın rehberliğinde titreyen ellerini topladı; yarılan ahşap panoyu pirinç tellerle kenetledi, çatlayan hatların arasına kızıl mercanlar ve gümüş tahrirler döşeyerek panoya büyüleyici bir "kızıl mercanlı Kintsugi" estetiği kazandırdı. Yarılan çatlak çizgi, Kanlıca kıyılarına vuran gün batımı yakamozunu simgeleyen pirinç-kızıl renkli bir damara dönüştü.

Dış referanslar

Kaynaklar

Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

  1. anadoluyakasirehberi.icuanadoluyakasirehberi.icu