Melis, Beykoz’daki Küçüksu Kasrı’nın hemen yanındaki taş rıhtıma çökmüş, Boğaz’dan gelen sert ve nemli poyrazın yüzünü kavramasına izin veriyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Müzikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra, İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuş kıyı semtlerinin ses haritasını çıkarmak üzere bağımsız bir belgesel projesine başlamıştı. Ancak projeyi destekleyen yapım şirketi, yapımcının şirket hesaplarını boşaltıp yurt dışına kaçmasıyla iflas etti. Melis hem aylardır Boğaz boyunca topladığı özgün ses kayıtlarının telifini alamamış hem de saha kaydında kullandığı hassas mikrofonların devasa kiralama borcuyla tek başına kalmıştı.
Ekim ayının dondurucu gecesinde, rıhtıma vuran hırçın dalgaların sesi kasrın kabartmalı taş duvarlarında yankılanıyordu. Kandilli’de kiraladığı küçük stüdyo dairenin sahibi, ödenmeyen iki aylık kira yüzünden o akşam kapının kilidini değiştirmişti. Sırt çantasında sadece ses kayıt cihazı, kulaklıkları ve su geçirmez kılıfa sardığı saha notları vardı. Cebinde ise bir sonraki günün dolmuş parasına bile yetmeyecek birkaç bozuk para duruyordu. Şehrin parıltılı Boğaz ışıkları suyun üzerinde dans ederken, bu devasa metropolde gidecek tek bir adresinin olmaması göğsüne ağır bir taş gibi oturuyordu.
Gözyaşlarını rüzgâra verip çantasından kulaklığını çıkardı. Cihazın ekranını açıp rıhtımdaki dalga seslerini, kasrın ahşap pencerelerinden süzülen rüzgâr uğultusunu ve Boğaz’dan geçen yük gemilerinin sirenlerini kendi geliştirdiği frekans indeksine göre defterine not etmeye başladı. O esnada, kasrın yakınındaki restorasyon şantiyesini denetleyen ve TRT Radyo için ses arşivi hazırlayan emektar bir tonmaister, gece yarısı rıhtımda hassas frekans analizi yapan Melis’i fark etti. Melis’in tuttuğu nitelikli ses haritasını ve teknik detayları gören uzman, genç kadına İstanbul Boğazı Ses Arşivi projesinde teknik koordinatör olarak çalışma fırsatı sundu. Melis, Küçüksu Kasrı’nın gölgesinde bu hırçın şehrin ona pes etmeme gücünü yeniden verdiğini hissetti.
Cihangir Merdivenleri’nde Gece Yarısı ve Kayıp Tiyatro Afişleri
Seda için İstanbul, Cihangir’den Tophane’ye inen Sanatkârlar Parkı’nın dik ve tarihi merdivenlerinde yankılanan ıslak ayak seslerinden ibaretti. Mimar Sinan Sahne Sanatları ve Sahne Tasarımı Bölümü mezunuydu; hayali Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki bağımsız tiyatrolar için modüler ve sürdürülebilir dekorlar tasarlamaktı. Ancak dâhil olduğu bağımsız tiyatro topluluğunun yönetmeni, oyunun prömiyerine üç gün kala salon kirasını ve oyuncu kaşelerini alıp ortadan kayboldu. Seda, aylarca gecesini gündüzüne katarak hazırladığı özel ahşap dekor parçalarıyla ve marangoz atölyesine olan yüklü borçla tek başına ortada kaldı.
Gece saat üçte, Boğaz’a bakan merdivenlerin taş basamaklarına oturmuştu. Yağmur serpiştiriyor, Tarihi Yarımada’nın ışıkları puslu havanın arkasında cılızca parıldıyordu. Firuzağa’da kaldığı pansiyonun günlük ücretini veremediği için eşyalarını sırt çantasına sığdırıp çıkmak zorunda kalmıştı. Çantasında fırçaları, marangoz gönyesi, ölçekli maket parçaları ve cebinde sadece bir bardak çay parası vardı. Bu parıltılı semtin ortasında, sanata ve emeğe verilen değerin böyle bir ihanetle son bulması içini acıtıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.